Modelleri görmek için
travesti kelimesine
tıklayın!

Olgunlaşma belirtileri

Kendimde uzun zamandan beri bazı değişiklikler fark ediyorum iyi yönde mi derseniz galiba evet. Bu soruyu dün sorsaydınız belki yok canım ben böyle biri olamam derdim ama şimdi halinden memnun orta yaşını yaşayan sakin bir insanım. Artık eskisi gibi her hafta sonu birileri ile dışarı çıkmak istemiyorum. Beni yoran ilişkiler, yeni tanışmalar, yeni yüzler aramıyorum. Eski dostlukların da özetini çıkarmaya başladım. Öyle kalabalık arkadaş topluluğu yerine beni anlayan, benimle aynı görüşü paylaşan dostlarımla takılıyorum. Yapmacık bulduğum ortamlardan anında uzaklaşıyorum nedir derseniz sanırım artık olgunlaştım. Beni anlayan İstanbul ve Ankara’dan birkaç travesti dostumla bu konuyu konuştum benim gibi düşündüklerini öğrenince yalnız olmadığımı anladım. Sendromunda olanlarla arkadaşlıkları bir kez daha sorguluyorsun. İlişkilerini sadeleştirmeye başlayınca sıra iyi ve kötü gün dostlarını ayıklamaya geliyor. Kötü gün dostlarını belirliyor ve onlara daha çok önem veriyorsun. İyi gün dostu bulmak ne kadar kolaysa kötü gün dostu bulmak bir o kadar zor, biliyorum. Dostlar ihtiyaç olduğunda göçmen kuşlar gibi sıcağa uçuyor ve sadece seninle birlikte sürüden ayrı düşenler kalıyor. Zamanı boşa geçirmek için bol vakte sahip değilim her anım kıymetli ve kıymet verdiği işlerle geçirmeliyim. Artık daha fazla sosyal işlerle uğraşıyorum insanlara sokak hayvanlarına yardım etmek ilk görevim oldu. Madem ben hayatı öğrendim o zaman hayatın zorluklarına karşı başkalarına da yardım etmeliyim. Daha yapılacak çok şey var ama kendimi çok yormaktan çok hırpalamaktan yana değilim. Gerektiğinde hayır demeyi öğrendim ve bu kelime başta karşındakine kırıcı gelse de senin için hayat kurtarıcı olabiliyor. Sevgiye önem vermek gerektiğini, zamanı geldiğinde elinde sadece sevginin kalacağını biliyorum. Sevgi paylaşıldıkça oluşuyor, olgunlaşıyor. Beni anlamayanlarla konuşmak cümle kirliliği yaratıyor ve hak edenlere saklıyorum enerjimi. İstediğime istediğimi deme özgürlüğüne sahibim, eleştirme hakkını oluşturan yaşamışlık ve yeterli yaş faktörü artık bende de var. Sanırım ben oldum demek için erken ama olgunlaştığımı ve bu bilincin her gün biraz daha artığının farkındayım. Size de tavsiye ederim sevgiler İclal.

Dünyada niye varsın?

Dünyadaki amacının ne olduğunu hiç düşündün mü? Neden buradasın ve yapmak istediğin şeyler neler ya da ne bileyim insanın yaşamdaki gayesi mutlu olmak mı? İnsan olmayı öğrenmek mi? Uzun zamandır kafamda bu soruların cevabını arıyorum ve sonunda bir şeyler buldum tabi kendimce belki de size ters düşecek ama benim gibi düşünenlerde olacaktır. Gelişim ihtiyaçlarını tamamlamak, kusurlu taraflarını kusursuz hale getirmek, geri taraflarını ilerletmek, eksik taraflarını tamamlamak, budanacak taraflarını budamak, kaba taraflarını inceltmek, olgunlaştırılacak taraflarını olgunlaştırmak, geliştirilecek meleke ve kudretlerini geliştirmek, yani kısaca topluluk içinde yaşamayı öğrenmiş bir insan olabilmek için gelir, daha da kısası yetişmek için gelir, kemal (tekamül, gelişme) için gelir. Birilerinle acı tatlı deneyimler geçirmekle birlikte aradığın ideal eşi bir türlü bulamaman, ne senin bir hatan, ne kaderinin bir oyunu, ne de talihin bir cilvesidir. Zaten aradığın ideal eşi bulmak ve mutlu olmak için gelmedin ki dünyaya dünya mutluluk kaynağı değil. Dolayısıyla karşına ara sıra seni memnun edici insanlar çıksa da, çoğu zaman seni mutlu edecek insanlar değil, acı veya tatlı sonuçlarla sana dersler verecek, yontulmanı, eksik taraflarını tamamlamanı, olgunlaşmanı, gelişmeni, gözlemlerde bulunmanı, tecrübe edinmeni sağlayacak insanlar çıkacaktır. Bu bir dünya ilkesidir. Kısacası sevgili dostlarım Ankara travestilerinden Bade gibi bu dünyada mutluluk bana haram diye üzülmenin dövünmenin bir anlamı yok çünkü mutluluk aramıyoruz. Sadece daha iyi bir insan olmanın yolları saklı bu dünyada bu yüzden de belki defalarca gelip gidiyoruz. Her geldiğimizde ruhumuz yeni bilgilerle donatılıyor ve bu bize insan olmanın inceliklerini öğretiyor. Gerçi sanki bunun tam tersi oluyor gibi bir durum da var sanırım biz insan olalım derken gittikçe vahşi yaratıklara dönüşüyoruz. Hayvanlar da defalarca geliyorsa onlar daha bilinçli galiba bakınca onların bu konuda bizden daha başarılı oldukları kesin. Leyleklerin annelerinin yaptığı yuvayı eliyle koymuş gibi bulmasını başka hiçbir mantıkla açıklayamazsınız. Demek ki genlerle öğrenilen bir bilinç var bu bilinç iyi yönde de olabiliyor kötü yönde de biz insanlar olarak işin hep kötü yanlarını almayı çok iyi biliriz burada aynı durum geçerli bizden sonra gelenler daha gaddar olacaklar demektir. Sonumuz hayır olsun sevgiler İclal.

Karbonat bir mucize

Her yerde duyduğum bir türlü inanamadığım bir gerçek var. O da karbonat mucizesi bir madde nasıl oluyor da böyle her şeye çok iyi geliyor? Biraz araştırma yapmak farz olmuştu ve yaptım dedi.Mesela yeni öğrendiğim bir bilgi saçlarınızın nefes almasını istiyorsanız şampuan kutusunun içine bir çay kaşığı karbonat ekleyin bu karışım aynı zamanda saçınızda kullandığınız jöle benzeri şeylerin de tamamen temizlenmesini sağlayacak. Bazen mecburen kuaförler saçlarımız hemen düşmesin diye fönden sonra spreyi saçımıza boca ediyorlar ya hah işte onlardan kurtulmanın yolu karbonat deneyin ne kaybederseniz. Günlük yüz temizleme kreminin içine yarım çay kaşığı karbonat karıştırıp nemli cilde 2-3 dakika masaj yaparak uygulayın. Sonra yüzünüzü iyice yıkayın. Cilt çok daha parlak ve canlı olacak. Eğer sivilce probleminden muzdaripseniz bu karışıma ezilmiş yarım asprin karıştırarak aynı işlemi tekrarlayın. Asprindeki salisilik asit sivilceleri yaratan bakterileri yerle bir edecek.Dişlerinizi iki günde bir karbonatla fırçalayın ve fırçaladıktan sonra ağzınızı iyice çalkalayın. Evet tadı mükemmel değil ama değer. Bir kase ılık suyun içine bir çay kaşığı karbonat koyun ve ellerinizi bu suda 15 dakika bekletin. Tırnak diplerindeki etler yumuşacık olacak. Özellikle manikürden uzak duran baylar ve bayanlar için çok faydalı. Hatta siz de Ankara travestilerinden Bade gibi karbonatı kilo işi alın bulunsun hem temizlik yaparken de kullanırsınız. Bildiğim kadarıyla halıda, lavaboda banyoda en kesin temizlik karbonat ile oluyormuş. İnanması zor ama doğru olduğu kesin kanıtlanmış karbonat her derde deva tam bir mucize. Evinizdeki halıları süpürseniz de silseniz de zamanla kokmaya başlar. Halı yıkamacılara verdiğiniz halı bilin ki en kötü kimyasal deterjanla yerlerde araba yıkanır gibi yıkanmaktadır. Oysa kokuyu çıkarmak için şunu yapabilirsiniz. Bir iki avuç karbonatı halının her tarafına serpin ve 1–2 saat bekledikten sonra elektrik süpürgesi ile iyice süpürün. Halınızdaki o kötü kokudan eser kalmayacaktır. Ayrıca tıkanan lavabolarınızı açmak için bir su bardağı karbonatı lavaboya dökün. Üzerine 1 bardak sirke ilave edip 2 litre kaynar suyu lavaboya boşaltın. Tıkanan lavabo açılacaktır. Daha ne olsun değil mi karbonat kesin çözüm alın deneyin sevgiler İclal.

Klima ve sağlık

Havalar birden bire ısınınca ne yapacağımızı şaşırdık değil mi dostlar. Neredeyse klimalara hücum etmeye başladık gelecek elektrik faturasını bile umursamıyoruz çünkü sıcaklar fena bastırdı hele ki İstanbul travestileri çok zor durumda benim gibi sıcağa maruz kaldılar ama Antalya travestileri geceleri bile uyuyamıyoruz diyorlar. Ne yapmalı klima açmalı mı ya da doğru soru klimayı nasıl kullanmalıyız? Klima kullanırken nelere dikkat etmeli, mekanın neresine konmalı, kaç dereceye ayarlanmalı? Doğru kullanımla klimanın temiz ve taze hava sağladığını belirten uzmanlara bir kulak vermek lazım geliyor. Klimaların özellikle taze ve temiz hava gereksinimi olan kronik bronşit ve astım hastaları açısından rahatlatıcı olabiliyor. Klimaları doğru kullanmak için dikkat edilecek noktalar; kullanılacak mekan ve klima seçimi, kullanılacağı ortamın büyüklüğüne uygun olmalı. Servis bakımı ve kontrolü yapılabilmeli. Odanın en uygun yerine yerleştirilmeli. Klimanın etkinliği ve enerji tasarrufu için odanın duvar, taban, tavan ve pencereleri ısı yalıtımlı olmalıdır. Klimanın mekana uygulanmasında doğru yere yerleştirilmesi ve soğuk hava akımının doğrudan vücudun üzerine gelmeyecek şekilde ayarlanmalıdır. Çalıştırırken ortam ısısı yavaş yavaş düşecek şekilde çalıştırılmalı. Soğuk hava akımı yüksek hızda doğrudan vücudumuz üzerine çevrilmemeli. Oda sıcaklığı dış ortam sıcaklığından 7-8 derece düşük olacak şekilde ayarlanmalı. Oda sıcaklığı 25 dereceden daha düşük ısılara ayarlanmamalı. Nem ayarlaması yüzde 50’ye ayarlanmalı. Klima kullanılan yerin kapı ve pencereleri kapalı tutulmalıdır. Gece yatmadan mutlaka kapatılmalı. Sabaha karşı doğal olarak vücut ısısı düşer ve uyanıkken rahatsız etmeyecek serinlik uyuyakaldığımızda hastalık nedeni olur. Klimalardan dolayı hasta olan mikrop kapan çok insan gördüm aman ne olur dikkat edelim sonra bütün yazı zehir ederiz kendimize değil mi? Araç klimalarında özellikle uzun süreli kullanımlarda hava akımının ön cama doğru çevrilmesi gerektiğini bilmemiz lazım geliyor. Araçlar sizin kullanımınıza bağlı olarak faydalı ya da zararlı hale gelebilirler. Araç klimalarına başvuracaksak ki mecburuz bu sıcakta yapacak başka bir şeyimiz yok dikkatli olalım arkadaşlar sağlık bir kere elden gidince maalesef geri gelmiyor. Sağlıklı ve serin havalar dilerim İclal.

 İlk yardım

Yıllardan beri okullarda, özel kurslarda, ehliyet sınavlarında habire ilk yardım dersleri verilir insanlar en azından küçük yaralanmalara kendileri müdahale edebilsinler diye uğraşırlar sonuç hiç birimiz ilk yardım nasıl yapılır bilmiyoruz. Üstüne yardım edeyim derken sakatlanmalara ya da ölümlere yol açıyoruz. İlk yardıma kimin ne zaman muhtaç olacağı belli olmaz. O nedenle mutlaka temel ilk yardım bilgilerini öğrenmemizde fayda var. İşe bir ilk yardım çantası hazırlayarak başlayabilirsiniz. Kazalar, ani rahatsızlıklar hayatın her anında karşımıza çıkabilir. Belki bir yakınınız belki de hiç tanımadığınız biri… Sonuçta bir insana yardım etmemiz gerekebilir. Ne yapacağımızı biliyor muyuz? Bunun için ilk yardım kurslarına katılıp sertifikalı ilk yardımcı olabilirsiniz. Sertifikamız olsun olmasın hepimizin ilk yardıma ilişkin temel bilgileri biliyor olmamız gerekir. İlk yardım ilaçsız bir uygulamadır. Herhangi bir kaza veya yaşamı tehlikeye düşüren bir durumda sağlık görevlilerinden yardım alınana kadar hayatın kurtarılması ya da durumun kötüye gitmesini önlemek amacıyla olay yerinde ve mevcut malzemelerle yapılan uygulamalardır. Evimizde, işyerimizde ve arabalarımızda bulunduracağımız bir ilk yardım çantası işimize yarayacaktır.    İlk yardım çantasında neler olması gerektiğini de az çok biliriz çünkü hepimiz arabalarımızda mecburi bulundururuz.

* Steril gazlı bez

* Sargı bezi

* Flaster

* Makas

* Elastik bandaj

* Çengelli iğne

* Üçgen sargı bezi

* Yara bandı

* Alüminyum yanık örtüsü

* Tıbbi eldiven

Bir de ilk yardım çantasında bulundurmamamız gerekenler var. Onlar da şöyle:

* Tentürdiyot

* Oksijenli su

* Pamuk

* Yara merhemi

Bunları biliyoruz ama bir türlü ilk yardım yapmayı öğrenmiyoruz.Mesela pamuk yaraya yapışır ve temizlenmesi oldukça güçtür. Yara iyileşmesini geciktirebilir. Tentürdiyotu da doğrudan yaraya sürersek mikropların yanında doku ve hücreleri de öldürür. Yaranın iyileşmesi gecikir ve iz kalabilir. Zaten bu malzemeler ilaç grubunda yer aldığından hekim tarafından kullanılmalıdır. İlk yardım tedavi değildir. Tedavi sağlık personelinin yaptığı ilaçlı uygulamalardır. İlk yardım kadar önemli bir konuda 112’yi arayarak yardım istenmesidir. İlk yardımı ararken soğukkanlı olun.Olay yerinin adresini doğru ve net söyleyin.Olayın ne olduğunu yaralıların durumunu ve sayısını söyleyin.Geçenlerde İstanbul travestilerinden bir dostumun gözü önünde bir kaza yaşanmış arkadaş panik içinde kalınca ilk yardımın numarasını bile hatırlamamış sanırım pek çoğumuz böyle durumlar karşısında küçük bir şok yaşıyoruz. Sakin olun sevgiler İclal.

Havalar havamızı etkiliyor

Havalar bir açıyor bir kapıyor sonuç havamız etkileniyor. Uzmanlar diyor ki havaların sıklıkla değişiklik göstermesi insan ruhunu etkiliyor ve bizler de değişen bir ruh yapısına sahip oluyoruz. Dünya da zaten iklim değişiklikleri olmaya başladı. Avrupa’yı yaz ortasında sel alıyor. Dünyada ve ülkemizde değişen iklim koşulları yaşamımızın doğal bir parçası haline geldi. Bir sabah kalktığımızda hava 28 derece, sıcak ve güneşliyken, ertesi sabah kalktığımızda 15 derece, soğuk ve kapalı bir havayla karşılaşır olduk. Havadaki bu ani değişimler bizlerin de ruhsal değişimler yaşamasına neden olmakta ve olmaya devam edecektir. Yapılan araştırmalarda hava sıcaklığının ve gün ışığının insan psikolojisine etkileri olduğu bilinmektedir. Havalardaki ani değişimler sonucunda biyolojik ve ruhsal değişimler yaşamaktayız. Kış aylarında daha yorgun, düşük enerjili ve yüksek kalorili yiyecekler tüketmeyi tercih ederken, bahar aylarında bitkilerde de olduğu gibi daha canlı, enerjimizin daha yüksek ve daha az kalorili yiyecekler tüketmeyi tercih ederiz. Havadaki ani değişimler sonucunda: depresyon, aşırı duygusallık, hassaslık veya çatışmaya meyilli olma durumu, yorgunluk hali, eklem ve baş ağrıları, uykuya dalmada problemler veya aşırı uyuma, yeme değişimleri gibi kişiden kişiye göre farklılık gösteren durumlar ortaya çıkabiliyor. Genelde yağmurlu, kapalı havalarda insanların enerjisinin azalmış, daha içe dönük ve karamsar bir ruh hali içerisinde olduklarını, aşırı sıcak havalarda da çatışma içerisine daha çabuk giren, sabırsız, halsiz ve yorgun bir ruh hali içerisinde olduklarını bilinmektedir. Güneşli, açık, temiz bir havanın insan psikolojisi üzerinde olumlu etkileri olduğu bilinmektedir. Bu durumu yaşamayan yoktur herhalde mesela İstanbul travestileri bugün dışarı çıktıklarında sucuk gibi ıslandılar oysa Bodrum travestileri aynı saatlerde denize girip güneşleniyordu. Şimdi herkesin ruh hali haliyle aynı olmaz. Dünyanın en büyük enerji kaynağı olan güneş bizlerin de biyolojik ve ruhsal durumlarını etkilemektedir. Yapılan araştırmalarda güneş ışığının vücudumuzda ki serotonini arttırdığı bilinmektedir. Serotonin psikolojimizin dengede olmasını sağlayan, zindelik, mutluluk, canlılık hissi veren, uyku döngümüzün düzenlenmesine yardımcı olan dikkatimizi toplamamızı destekleyen, beyindeki hücreler arasındaki iletişimi sağlayan bir kimyasaldır. Hepinize bol serotoninli günler diler dilerim. Sevgilerimle İclal.

Yediğimiz sebzeler ne işe yarıyor

İnsanoğlu her gün belli saatlerde acıkıyor ve illa yeme isteği duyuyor bu doğanın değişmez bir kuralıdır. Hiç kimse yemek yemeden yaşayamaz. Peki yediğimiz bunca gıda ne işe yarar biliyor muyuz? Sanırım çoğumuz bilmiyoruz. Öyleyse benin biraz araştırmalarımın sonucu bulduğum faydalardan yararlanalım. Her biri ayrı ayrı vitamin barındırıp, bağışıklık sistemimizi güçlendiren bu besinlerin faydalarını öğrenmek lazım sadece yemekle olmuyor. Bilimsel teknolojideki gelişmeler diyet ve hastalıklar arasındaki ilişkiyi anlamamıza olanak vermiş olup, fonksiyonel besinler, bunların sağlığımızın korunması ve geliştirilmesindeki rolleri ilgi çekmektedir. Son zamanlarda biyolojik düzenleyici rolleri üzerinde daha çok durulmaktadır. Besleyici özelliklerinin dışında sağlığımıza olumlu katkıları olan besinlere fonksiyonel besinler denir. Fonksiyonel besinler; hiçbir işlem görmemiş ham, doğal bir besin maddesi olabileceği gibi fonksiyonel bir besin öğesi ile zenginleştirilmiş de olabilir ve günlük diyetle alınır. Fonksiyonel besinleri, sağlığı geliştirici hastalık riskini azaltıcı etkiler oluşturduğu bilimsel olarak kanıtlanan besin bileşenleri olarak tanımlayabiliriz. Unutmayın ki immün sistem denilen bağışıklık sistemi, vücuda giren maddelerin vücuda ait veya yabancı olduğunu anlayan, vücudu koruyucu bir sistemdir. Bu sistem virüs, bakteri, mantar gibi enfeksiyon ajanlarını tanır, etkisiz hale getirir ve vücuttan uzaklaştırır. Ayrıca bazı ilaçları ve maddeleri de aynı şekilde etkisiz hale getirir. Patlıcan mesela sıradan bir gıda değildir pek çok faydası vardır. Pankreas, karaciğer ve böbrekleri kuvvetlendirip, bol idrar söktürerek vücuttaki fazla suyun dışarı atılmasını sağlar. Bu etkisiyle kilo verdirir. Şeker hastaları, patlıcan salatasından çok fayda görür. Bu sebze kansızlığa iyi gelir, kanı artırarak kalbe sükunet verir. Uzmanlara göre, patlıcan en sağlıklı olarak kül veya ocakta pişirilip kabukları soyulmalı ve ince ince kıyılmalı. Aklıma patlıcanın her çeşidine bayılan Bursa travestilerinden Aşkın geldi İşin şakası Bursa’nın patlıcanı da çok lezzetli olur. Yemeden duramazsın. Uzmanlara göre maydanoz, dünyadaki en besleyici yiyeceklerden birisi ve bir demir deposu durumunda. Genellikle taze tüketilen maydanozda kalsiyum, potasyum, kükürt ve A vitamini bulunuyor. Bir tutam maydanoz, günlük C vitamini ihtiyacının çoğunu karşılıyor. Böbrekleri, karaciğeri ve idrar yollarını temizlemeye yardım ediyor. Kan şekerini normal seviyede tutuyor ve kansere karşı da koruyucu etki yapıyor. Sarımsak kan basıncını düşürüyor. Günde alınan 1 diş sarımsak kolesterol düzeyinde düşmeye neden oluyor. Günde 5-9 porsiyon sebze ve meyve tüketimi kolon, meme, prostat gibi kanser türlerinde azalmaya neden oluyor ve kalp ve damar hastalıklarının riskini azaltıyor. Artık bilinçli tüketici oluruz herhalde sevgiyle kalın İclal.

Çok mu vericisin?

Verici insan olmak bir yerde dünyanın en zor şeyi hele ki dünyada bu kadar çok bencil hep benci insanlar yer alıyorken senin kendinden vazgeçip başkalarını düşünmem takdire şayan bir iştir. Kendini ikinci plana atarak kendi değerini aşağılayan ilk önce sen oluyorsun. Sen başkalarına kendini feda etmek için burada değilsin. Sen sadece kendini anlamak, keşfetmek ve eksik yanlarını dönüştürmek için buradasın. Bunun farkına varman için illa dışlanman gerekmiyor. Biliyorum sevdiklerine kıyamıyor onlar için elinden geleni yapma dürtüsüne karşı koyamıyorsun ama sonra bir gün geliyor ve senin yardıma ihtiyacın olduğunda yapmasaydın biz mi istedik deyiveriyorlar. Hayat böyle işte iyilik yap denize at falan hikaye aslında kötülük yapacaksın hep ve bir gün gelip iyilik yaptığında iyiliğinin bir kıymeti olacak. Yok o kadar da acımasız olmayın ama bu kadar da verici olmak kendinize zarar veriyor. Sevgi gönüllülüktür, zorlama kabul etmez. Bir gün bunu farketmeyi seçersen,sevgi dilencisi olmaktan kurtulur.Acıların, öfkelerin, korkuların son bulur.Bütün sınırlar ortadan kalkar. Herkes önce kendini düşünmeye o kadar çok alışmış ki iyiliğini anlamaya dimağları yetmiyor. Aslında hep veren taraf olarak önce kendi değerini sen düşürüyorsun sonra başkalarının seni yaralaması için fırsatlar sunuyorsun. Kendini feda ederek bu gerçeği sen yaratmış oluyorsun. Karşındakini sana verdiklerinin karşılığını vermesi için beklentiye girmek, onun değişmesini ümit etmek senin egonun sana oynadığı bir oyundan başka bir şey değildir. Fedakarlık diyorsun sen yaptığına oysa karşındaki saflık hatta ayıp olmasın enayilik diyorlar. Senin yüce gönlünü anlayacak kadar insan kalmadı dünyada ve her geçen gün biraz daha azalıyoruz. Sen çalışıp çabalayıp biriktirdiğin tüm parayı sevdiğin bir insan için gözünü kırpmadan veriyorsun. Sonra sana vermeseydin yalvardık mı diyorlar. Yaşadın değil mi bu duyguyu hani o yıkım anını tüm travesti bireylerin bu yönünün ağır bastığını biliyorum hep sevdiklerimiz daha iyi olsun istiyoruz ama bak seni düşünen hiç kimsen yok. O yüzden sevgili dostum önce ben demeyi öğren sonra yine iyilik yap ama dediğim gibi önce kendi geleceğini garanti altına al.İclal demişti deme sevgilerimle.

Mutlu bir tatil hayal değil

Yaz tatili için erkenden rezervasyon yaptıranlar valizlerini toplamaya başladı bile korkmayın canım siz de geç kalmış değilsiniz. Bütün kış yaz tatilinin gelmesini beklediniz özellikle de İstanbul Ankara gibi şehirler hala soğuk ve yağışlı yani bu yaz iyi bir tatili hak ettik.

Yaz tatilini daha mutlu geçirmek için yapacağımız basit şeylere de dikkat etik mi dinlenmiş olarak dönebiliriz. Yaz aylarında aşırı kalorili ve yağlı gıdalardan kaçınmak, bol sebze ve meyve tüketmek, porsiyonları küçültmek gerekir. Yaz akşamlarında çok fazla alkol tüketilmemesine dikkat edilmeli, eğer tüketilecekse hafif alkollü içecekler tercih edilmesi gerekir. Yemeklerin geç yenmesi sindirim sistemi ve mide rahatsızlıklarına neden olacağı için akşam saat sekizden sonra yemek yenmemesi gerekir. Tabi sabaha kadar eğlencelere akıyorsak o zaman işler değişir çünkü gittiğimiz yerlerde hafif atıştırmalıklar yapabiliriz ama tercihiniz salata ve meyveden yana olsun. Sıcakta kalan gıdaların üzerinde üreyen bakteriler, yaz ishallerine neden olur. Bu nedenle sıcakta kalmış gıdaları tüketmemeye özen gösterilmesi gerekir. Kaynağı bilinmeyen, açıkta satılan veya dağıtılan, denetimsiz içme suları ve bu sularla yıkanmış sebze ve meyveler ise bağırsak hastalıklarına yol açar. Bilmediğiniz suları içmeyin en iyisi sürekli kullandığınız markayı tercih etmek. Ayrıca yaz aylarında vücut ısısının artması nedeniyle su kaybı daha fazla olur. Bu nedenle vücudun susuz kalmaması için bol bol su içilmesi önerilir. Mutlaka bildiğiniz güvendiğiniz marka sakın başka bir suyu denemeyin. Güneşin yaydığı ultraviyole ışınlarının vücuda faydası olduğu kadar zararı da bulunur. Bu zararların en önemlileri deri yaşlanması, deri kanserleri ve düzensiz lekeler olarak sıralanır. Ultraviyole ışınlarından korunmak için, öncelikle güneşin en zararlı olduğu on bir ve üç arasında güneşe çıkılmaması gerekir. Güneşe çıkmadan en az yarım saat önce 50 faktörün üzerinde koruyuculuğu olan güneş kremi kullanılması gerekir. Dışarıya çıkıldığında açık renkli ve koruyucu tarzda kıyafetler giyilmeli, güneş gözlüğü kullanılmalı ve geniş kenarlı şapkalar takılmalı. Ben tatillerde yeni şapkalar denemeyi çok severim her bölgenin kendine özgü şapkaları var siz en iyisi şapkayı gittiğiniz yerden otantik bir şey alın hem havanız olur. İyi tatiller İclal.

Para kazanmanın en kolay yolu

Para kazanmak için bir okuldan mezun olup diploma alan gençler maalesef günümüz koşullarında işsiz kalıp kendilerine başka mecralarda para kazanma yolları arıyorlar. Peki bunun en kolay yolu ne derseniz tabi ki bir yarışma programına katılmak diyeceğim.Bir reality show‘a başvuracaksanız size basit bir ipucu vereyim, zayıflıklarınızdan bahsedin. Baskı altında şiddet gösterme eğilimi, geçmiş rezaletler, fobileriniz… Ne varsa dökün ortaya. Tikli misiniz, tıka basa yiyip sonra kusuyor musunuz, kronik yalancı mısınız, aileniz yaptığınız rezillikler yüzünden artık sizinle selamı sabahı kesmiş durumda mı bunları anlatın. Yapımcılar bunlara bayılır. Olayımız farklı görüntüleri kurgulayarak tek bir görüntü/ konuşma olarak aktararak bir anlam inşa etmek ve seyirciyi etkilemek. Öyle ki başından sonuna kadar bir cümleyi imal etmek bile olağan. Diyelim ki konuşmanın akışı istenilen etkiyi vermiyor, onu kesip-biçip bağlayarak söylenmeyen bir şeyi söylemiş havasını vermek de mümkün. Yapımcılar şovda ne olup bittiği üzerinde büyük kontrol sahibi. İnsanları çeşitli durumlara maruz bırakmak, neyin yayınlanıp neyin yayınlanmayacağına kadar hepsine onlar karar veriyor. İşbirlikleri, kavgalar, aşklar, çatışmalar hepsi onların elinde. Çoğu kontratta, yapım el kitabında ve formatta jürinin değil yapımcının kimin eleneceği konusunda söz hakkı olduğu yazar. Kendinizi olduğunuz gibi eğil de deli dolu, tuhaf falan gösterdiğinizde çok beğenilme garantisi de var. Çıldırın ağlayın, bağırın çünkü onlar hep öyle yapıyor ve inanın kavga etmeniz çok reyting kazandırıyor. Jüri seçimleri yapar ama yapımcılar sıklıkla araya girip “Bu kişi program için gerekli, henüz elenmesini istemiyorum” diyebiliyor, derler. Reality TV seyircisi yaşananların, yarışmacıların, akışın ne denli gerçek olduğunun gayet farkında. Bununla birlikte bu durum programların merak edilmesine ve izlenmesine mani değil. Eğlence olduğu sürece de durum böyle seyredecek gibi duruyor. Bir adada açlık ve zor şartlarda kalıyorsunuz mesela ama bankada paranız birikiyor üstelik normal bir işte çalışarak bir yılda kazanamayacağınız parayı bir iki ayda biriktirip üstüne ünlü olmak var. Neden böyle bir fırsatı tepesiniz ki değil mi gidin koşun katılın. Biz de izleyip vakit öldürelim. Amaç sadece para zaten sevgilerimle İclal.

Travesti arkadaşlık sitesi